Hacer

Hacer

Asiye Türkan Milat Gazetesi Makalesi!

“kendine iyi bak neslinin” devamı “ben nesli”

Bizler ekonomik özgür olacağız ve eşlerimize muhtaç olmayacağız düşüncesi ile bencil yetiştirilmiş, bu bencillikle evlenip eşlerimize muhtaç olmamış, bu durumu da çocuklarımıza oldukça iyi yansıtmış “Kendine iyi bak” nesliyiz.

Önceleri yaşadığımız olumsuzluklara vereceğimiz cevabımızı, nasıl yaşamamız gerektiğini içinde şekillendiğimiz toplum belirlerdi. Nasıl giyineceğimizden tutun, mutfakta ne pişireceğimize, düğünlerimizi nasıl yapacağımıza, çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimize kadar her şey geleneğin uzantısı, büyüklerin tecrübesiydi. Çoğunlukla hayatın her alanını içinde yaşanılan toplum, örf ve adetler belirlerdi. Radyo, televizyon arkasından internet çağının olması, dünyanın yeni bir toplum olmasına sebep oldu.

Bizden önceki nesiller hayata duyduklarından ve yakın çevremizdeki insanların yorumlarından etkilenerek baktı. Sadece kendi kültürleriyle büyümüş olan büyüklerimiz, eşlerinden en ağır hakaretleri almalarına, itilip kakılmalarına, hizmetçi gibi görülmelerine, adam yerine konulmamalarına rağmen evliliklerini bitirmeyi düşünmedi. İmkanlarının el vermediğinden ya da yaşadığı ortamda yaygın olmadığından ayılığa pek cesaret edemedi.

Birçok kültürün etkisinde kalarak büyüyen bizler ve bizden sonra gelenler, yapılan bu kadar fedakarlığın sebebine asla anlam veremedik. Günümüzde tartışmalarda ise soluklar mahkemelerde alınmakta, şiddetli geçimsizlik yüzünden ayrılıklar olmaktadır.

Gözümüzü Allah Resulü ‘nün zamanına çevirdiğimizde, hicretin getirisi olan bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Hz. Ömer’in Mekke halkı ile Medine halkını kadınlara hakimiyet bakımından karşılaştırdığı şu sözleri de toplum değiştikçe ilişki ve davranışlarında değişebileceğini bize göstermektedir.

“Biz muhacirler kadınlarımıza hakimdik, sözümüzden çıkmazlardı. Medine’ye gelince gördük ki, Medine’nin yerli kadınları kocalarına hakimler. Bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladı” (Buhari,Nikah 83; İbn Aşur 5.41-42 )( Kur’an Yolu; Diyanet İşleri Başkanlığı yayını, 2.cilt 46. sayfa)

Görüldüğü üzere değişen yaşam şartları; “eski çamlar bardak oldu” dedirtmektedir. Bunu anlamayan ya da anlamak istemeyenler, eskiye özlem duyarak hayatı hem kendine hem de yakınlarına çekilmez kılmaktadır.

Bir yandan hayatın değişen şartlarının rahatlıklarından, lükslerinden faydalanırken, en çok değişmeye müsait olan insanın, hele de en çok etkilelen kadının değişimi kabul edilmemektedir.

Annelerimizin devri kapandı. Artılarıyla eksileriyle, bir çok kültürün bir noktada buluştuğu, dünyanın globalleşerek köye dönüştüğü bir ortamın sonucu olarak beğensek de beğenmesek de yeni bir kültür, öncesi; “kendine iyi bak” neslinin ürünü “ben nesli” oluştu.

Yaşanan her acı olay, yenilgi aslında bir yenisini yaşatmamalıydı. Lakin acılar hiç bitmedi, yenilgiler hep yaşandı. Saygının yitirildiği, otoritenin sarsıldığı yuvalarda ne erkekler, ne kadınlar ne de çocuklar mutlu ve huzurlu olabildi. Huzur başka yerler de aranır olmaya başlandı.

Kimi eğlencenin, kumarın, içkinin, kimi maddenin, lüksün, kimi makamın, kimi de nefsinin esiri oldu. Allah’a kurban olmayanlar kendilerini layık olmayanlara kurban ettiler. Sonunda ezilen, üzülen, ağlayan her zaman insanın kendisi oldu.

Hayat asla boşluk kabul etmiyordu ve herkes layığını buluyordu. Genellikle kim ne ekerse karşılığında onu alıyordu. Ya da alması gerekirdi. Lakin karşılığını alamayınca küskünler oynanmaya başlandı. Her yaşanan olumsuzluk şer olarak nitelendirildi. Halbuki alemlerin tek sahibi “şer görünenin ardında hayır var” diyordu.

“Kendine iyi bak nesli” de “ben nesli” de sabretmek istemiyor, hemen karşılığını almak istiyordu. Bunun için de hiç emek vermedikleri, kendilerini çok iyi anladığını düşündüğü, kendisi gibi düşündüğü insanlara sanal dünyada daha fazla değer verir oldu. Sanal alem dostluğu, gerçek alemi geçti. Çünkü uzaklardan davulun sesi güzel geliyordu.

Dünyadaki zulümlere şahit olunurken, kendi yaptığımız zulmümüz hafif görülmeye başlandı. Halbuki herkes kendi gücü nispetince zalimlik yapıyordu. Bu dünya ve içindekiler de sadece oyun ve eğlenceden ibaretti. Asıl olan ise yaptığımız güzel amellerdi.

Böylesi bir ortam şeytanın bize oynadığı en büyük oyun muydu?

Yoksa şeytan, Allah’ın affına güvendirerek bizi kandırıyor muydu?

Asiye Türkan

28.09.2017

Devamını oku...

Aile okulu Projesi (1)

Aile okulu Projesi (1)

Gündemin her an değiştiği, hangisini tutsak elimizde kaldığı bir ortamda hiç değişmeyen ve elimizde kalan en büyük sorunumuz: AİLELERİMİZ…

Ailelerin mutsuz olması, bizleri huzur yolunda ilerletmez. Bugün siz değerli okuyucularıma, Huzur Yolu köşemden bundan dokuz yıl önce başlangıcını yaptığımız, ailelerdeki sorunları dert edinen kardeşlerimle çalıştığımız projemizden bahsedeceğim. Uygulama bölümünü de inşallah bir sonraki yazımda size sunacağım.

Hayatımıza çoğunlukla alışkanlıklarımız yön verir. Alışkanlıkları değiştirmek din değiştirmek kadar zordur. Alışkanlıklar oluşmadan doğru bilgilerle hayata yön verilmelidir. Aile bağlarının kalmadığı, herkesin hayatı ferdi yaşadığı, mutlu aile örnekliklerinin azaldığı bir ortamda, evlilik öncesi evlilik için önem arz eden bilgileri içinde barındıran projemiz çok önemlidir.

Aile eğitimi için verilen bilgiler ciddiye alınmalı, teoriden pratiğe geçmelidir ki sevgi ve merhamet oluşsun. Ancak bu şekilde eşlerin yanında rahatlama ve huzur bulunacaktır. Zira Hak Teala Rum suresinin 21. ayetinde;

“Yanlarında rahatlayasınız ve huzur bulasınız diye size, kendi türünüzden eşler yaratması da Allah'ın ayetlerindendir. Aranıza sevgi ve merhamet de koymuştur. Bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır.” buyurmuştur.

Aile Okulu Projesi  toplum ve insan için hayati önem taşıyan Aile Kurumunun değerini anlatma görevini üstlenmiştir. Öncelikle bireyleri topluma hazırlamayı hedef almaktadır. Bilinçli birey, bilinçli evlilik, bilinçli ebeveynlik olarak özetlenen, hayatı en iyi şekilde yürütmek ve doğru kararlar vermek, sonuçta huzurlu, mutlu ve başarılı olmak, “ben” yerine “biz” olabilmeyi başarabilmek Aile Okulu Projesi'nin hedefleridir.


Bir evde birbirine yabancı aile bireylerinin oluşması, ortak değerlerin olmaması, ortak kararlar alınamaması, sağlıklı iletişimin olmadığından dolayı farklı dillerde konuşulması sonucu mutlu bir ortam elde edilememiştir.
Aile bireylerinin yaşadığı topluma uygun, öz değerlerinden taviz vermeyen, kişisel ve duygusal etkileşimlere pozitif yönde bakış açısı getiren; bilgi, beceri ve davranışlar kazandırılmalıdır. Bireylerde oluşan sorunların ancak aile içinde çözüldüğü gerçeği, aile kurumuna temel bir merkez olarak bakılması gerektiği unutulmamalıdır.
Bu sorunlar, ailede yaşanan olumsuzlukları fark eden ve neler yapabilirim diye düşünen herkesin ortak derdidir. Ve bu farkındalığı yakalayan her birey emek vermelidir. Zira toplum; mutlu bireyin birlikte oluşturduğu mutlu ailelerden oluşmaktadır. Mutlu olmayan insanların mutlu etmesi imkansızdır. Mutlu olmak mutlu etmeyi de gerekli kılmaktadır. Mutlu edemeyen zaten mutlu da olamayacaktır.


Evlilik, bir bakıma idare etme sanatıdır. İdare etmek de bir sanat işidir. Her sanatçı yıldız değildir. Lakin bu sanatı öğrenme gayretinde olan, hayata kazanma endeksli bakan her insan yeryüzündeki yıldızlar gibi olacaktır. Kendini mutlu etmek; ne istediğini bilmeye ve bu isteği için emek sarf etmeye bağlıdır. Bu emeği verirken yaratan ona destekçiler gönderecektir. Zira ne istediğini bilen şu şekilde dua edecektir;
“Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla, çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra 80)


Evlilikte bir yere girmek ve işler yolunda gitmezse çıkmak da vardır. Dürüstlük ise girişi ve çıkışın parolasıdır. Katından yardımcı bir güç talebi de, ancak ne isteğini bilenlere verilecek bir lütuftur. Hele de bu yardımı kendini çok iyi bilen, gecesine ve gündüzüne şahit olan ve bütün imkanların oluşumunda desteği olan eşi olursa önemi daha da artacaktır. Her başarılı erkeğin/kadının arkasında eşi olması bundan dolayıdır. Bu da ancak kim olduğunu, nereden ve niçin geldiğini sorgulamakla, varlık sorularına cevap vermekle olacaktır.
Ailede bireylerinin varlık sorularına verdiği cevapla sorumluluk duygusu oluşur. Sorumluluğunun farkında olan her birey, dünyanın geçici olduğunu ve Yaratıcıya vereceği hesabın derdine düşünecektir. Evlilik de sorumluluk gerektiren en büyük eylemdir.

Asiye Türkan

Milat Gazetesi yazsısı 10.08.2017

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol