Şahsiyet

Hacer

Hacer

Erdem mücadelesi vermek bu kadar zor mu?

Erdem mücadelesi vermek bu kadar zor mu?

Siz! Hayat süren leşler! Sizi kim diriltecek?(N.F.K.)

Duymayanlar!

Görmeyenler!

Konuşmayanlar!

Düşünmeyenler!

Geleceği karanlığa gömenler!

Bütün dünyayı açık hava tımarhanesine çevirenler!

Aklına tapanlar!

Şehvetinin kölesi olanlar!

Aklını kullanmayıp sorumluluktan kurtulacağını sananlar!

Seçimlere kilitlenip yaşanan olumsuzluklara kulak tıkayanlar!

Dünya kan gölüne çevrilirken alışkanlıklarla haberlere film bakar gibi bakanlar!

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyenler!

Rahmet ayının feyzinden, bereketinden faydalanamayıp ramazanı panayıra çevirenler!

Ve işte bayram!...

Sözüm egolarının esiri olup hak hukuk demeden her istediğini yapan, kendi rahatından başkasını düşünmeyen, bir gün Allah’ın emrine uyup orucunu tutmayıp bayram derdinde olan, evlerini yangın yerine çevirerek evde eşkıyalık yapan, verilen emanetleri hunharca harcayarak kıymetini bilmeyen, yaşadığı topluma ve yetiştiği ailesine karşı görevlerini yapmayan, eşlerini ve evlatlarını çantada keklik olarak görüp haklarını vermeyen, mallarının tek sahibi olduğunu düşünüp infak etmeyen, hayatının sonlu olduğunu unutup ölmeyecekmiş gibi yaşayanlaradır.

Sözüm makam ve mevki peşinde koşarken benliğini yitiren, mazlumların haklarını koruması gerekirken gözetmeyen, haksızlıklar karşısında dik durması gerekirken eğilen, kaybetme korkusuna kapılmaması gerekirken kaybeden, sokakta yaşanan hayat dramlarına kör sağır ve kör olan, hayatsız kadınlara “hayat kadını” diyen, köleliğin olmadığı günümüzde bedenlerini satarak para kazanan, evsizlere ev olmayan, sokaklara terkedilenlere bir de kendisi tekme vuran, gücü nispetinde zulmeden, zalimin karşısında susmaması gerekirken susan dilsiz şeytan olanlaradır…

Halbuki Nebimiz (a.s.)“Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.” buyurmamış mıydı?

İnanılan gibi yaşamamanın doğal sonucu, yaşanılan gibi inanmak değil miydi?

İnandığımız gibi yaşamamanın verdiği sıkıntı ile bedenlerimize hapsettiğimiz hastalıklı ruhlar, dünyayı herkese zindan ettiği gibi kendilerine de zindan etmektedir.

Matematikte kural; iki artı iki dörttür. Lakin hayatın kuralı her zaman başkadır. Bazen beş, bazen de üç etmektedir. Hayata matematik gözü ile bakmamızın sonucunda insanların kurdukları ne devletlerde, ne toplumda ne de yuvalarda huzur ve bereket kalmamıştır.

Ne devletin altında refah içinde yaşayan insanlar başındakilere, ne aynı çatı altında aç ve açık kalmayan aile fertleri babaya, ne her sıkıntısına koşan ve yanında olmaya çalışan akrabaya, ne de “komşu komşunun külüne muhtaçtır” denilen komşusuna güvenmemekte, saymamakta sevmemektedir.

Halbuki söylemleri ve eylemleriyle alemlere Rahmet olan Allah Resulü; “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehiy edersiniz, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azap gönderir. Sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz ama duanız kabul edilmez.” demiştir.

Hak Teala bu durumu Rum suresinin 41. ayetinde anlayanlar ve akıl edenler için şöyle özetlemiştir; “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah dönüş yapsınlar diye işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.”

Amerika’nın tekrar keşfedilmesine gerek yoktur. Mutluluğun ve huzurun yolu bellidir. İnandığımız gibi yaşamalı, emredildiğimiz gibi dosdoğru olmalıyız. Bu kadar basit…

Bu vesile ile bayramı emredildiği gibi orucunu tutup, kendini koruyan, güzel işler peşinde olan, iyiliklerde öncülük yapan, bu öncülere destek olan, erdem mücadelesi verip kendinden başkalarının derdinde olan, sokaklarda kalan evsizlere evlerini ve gönüllerini açan, hayatın kendisine vurduğu mazlumların dertlerine ortak olabilen, evlerinde huzur kaynağı olan, hayatlara dokunan kardeşlerimin Ramazan Bayramlarını kutlarım.

 

Devamını oku...

Modernizmin dayattığı kadın erkek modeli!

Modernizmin dayattığı kadın erkek modeli!

Değişim ve ilerlemenin aracı olan modernizm akımı gelenekle çatışma içindedir. İnsanlara dünden farklı bir yaşam tarzı sunmaktadır.

Üretim fabrikaların, eğitim okulların, siyasi ve dini işler de devletin görevi olmuştur. Aile ise artık bir tüketim aracıdır. En kolay etkilenen de kadınlar olmuştur. Sonucunda seküler toplum hızla hayatımıza girmiştir.

Dünyevileşmek olan sekulerizm, dünya ile ahiret dengesini bozmuştur. Modernite de ahiret düşüncesi yoktur. Bunun yerine ye, iç, eğlen, günü gün et, geleceği düşünme, kendine iyi bak, hesapsız harca vardır.

Modern düşünce kadını ve erkeği birbirine düşman etmiştir. Eşi, toplumu yada dini tarafından hakkının gasp edildiği düşünülen kadın, ezilmemek için ekonomik özgür olmaya ve kariyer sahibi olmaya özendirilmiştir.

Böylelikle kadın bedeni reklam aracı olarak kullanılmış, kadınlık onuru ve kişiliği zedelenerek dişiliği ön plana çıkarılmıştır.

Modernizmden en fazla etkilenen şüphesiz kadındır. Bu da Feminizmin doğmasına sebep olmuştur. Bu akım kadını mutlu edememiş acısına yeni acılar eklemiştir. Halbuki kadını mutsuz olan ne toplum ne de aile mutlu olamayacaktır.

Seküler hayatın bizler üzerindeki etkileri şu şekilde olmuştur:

Bireyselleşme
Özgürlük söylemleri
Evin Otel olarak kullanılması
Kadınların Çalışması
Evliliğin değerinin kalkması/ Nikahsız yaşamak isteği
Yaşam şartlarının ve beklentilerin artmasından dolayı evlilik yaşının artması
Eşte aranan özelliklerin değişmesi
Fazla çocuk istememek
Modern dünya mutluluğu hazza indirgemiştir. Sağlıklı olmak, maddi sıkıntı çekmemek, istenilen her şeye kısa yoldan sahip olmakla mutlu olcağı zannı verildi.

Kur’an-i perspektiften baktığımızda ise durum farklıdır. İnsan açlık, korku, can ve mal kaybı gibi şeylerle imtihan edilecektir. Sabredenler ise müjdelenmiştir.

Mutluluk; her şeyin yolunda gitmesiyle veya birçok şeye sahip olmakla doğrudan alakalı değildir. Bazı felaketlere maruz kalan müminler, bu zorluklara rağmen sabır edip teslim olmalıdır. Ancak bu şekilde huzur bulunur.

Cenab-ı Hak, tek nefisten ve ondan da eşini ve ve bir çok erkek ve kadın yarattığını beyan ettiği insanların kendisinden sakınılmasını istemiştir. Zira Allah insanlar üzerinde gözetendir.

Kimine erkek, kimine de kadın kıyafeti giydirilmiştir. Hiç bir insan, seçimini kendisi yapmamıştır. Seçimini yapmadığı, gayreti ve emeği olmadığı bir konu üzerine de ne övünebilir, ne de yerinebilir.

O halde İnsan nedir?

İyi ve kötü fiiller nelerdir?

Bir fiili iyi ve kötü yapan özellikler nelerdir?

Hangi sebeplerden dolayı iyi davranışlar tercih edilir, kötü davranışlardan da kaçınılır?

İyiyi gerçekleştirmek için insan ne yapmalıdır?

İnsanı diğer varlıklardan ayıran özellik nedir?

İnsanı insan yapan özellik kalbi, dinlemesi ve görmesidir. Kalpler düşünmek, kulaklar da duymak içindir. Kör olan gözler değil, göğüslerdeki kalplerdir.

Sonucunda sevmek, inanmak ve güvenmek oluşur. Zira; İman edilirse ve gereği yapılırsa rahmet, sevgi olarak tecelli olacaktır.

Gözler ve kulaklar kalbin danışmanıdır. Göz doğruları görür, kulak doğruları işitir ama, kalp bunları dikkate almayabilir. O zaman görmenin ve işitmenin bir faydası olmaz. Hatta kalp, doğruları görmeye ve işitmeye tahammül edemez hale de gelebilir.

Asıl vurgunun, işitmeye ve görmeye değil kalbe yapılması ve imanın kalp ile tasdik olması bundandır.

İnsan olmak; Allah’a inanmak ve güvenmektir. Allah’a güvenen insan; güvenilir olmalıdır.
Güvenilir olan insan; Cenab-ı Hakk’ın sınırlarını gözetecek ve adil bir tolum oluşumuna katkı sağlayacaktır.
Sorumluluklarının farkında olan insan; ailesi için de mutluluk kaynağı olacaktır. Zira iman edip doğruları yapanlar için hoş bir hayat, güzel bir istikamet vardır.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol