Genç

Evliliğe hazırlık süreci

EVLİLİĞE HAZIRLIK SÜRECİNDE YAŞANAN PROBLEMLER
VE ÇÖZÜM YOLLARI

1)Maddi Problemler:
Düğün öncesinde tarafların beklentileri yüksek olabiliyor,bu beklentiler ciddi sorunlara sebebiyet verebiliyor. Bu sorunları aşabilmenin en kolay yolu tarafların maddi imkanları noktasında herşeyi açıkkonuşabilmeleridir.
2)Mantalite farklılıklarının temayüz etmesi.
Bu konuda Altın orta kuralı dediğimiz mucize formul en büyük yardımcıdır.
3)Evlilik hazırlıklarında yaşanan stres.
Çok sıkça yaşanan bu sorunu aşmanın yolu yapacağız işleri planlamaktır.Gerekirse profesyonel yardım alınmalıdır.
4) Eşlerin birbirleri üstünde güç kurma çabaları.
Evliligin ve aile hayatının bir iktidar alanı olmayıp, görev ve sorumlulukların paylaşıldığı müessese olduğu bilinmelidir
5)Bazı gizli beklentilerin su yüzüne çıkması.
Burada iletişim kanalları çok aktif tutulmalıdır.
6)Ebevenlerin aşırı müdaheleri çocukları adına kararlar vermeleri.
Bu hususta çiftler çok dikkatli bir yöntem izleyerek, kendi hayatlarıyla ilgili kararların öncelikle kendileri tarafından verileceği gerçeğini kabullendirmelidirler.
7)Örf ve adetlerin aileler ve evlenecek çiftler üzerindeki oluşturduğu baskılar.
Özellikle gelenekle modernlik arasında sıkılıp kalmış insanların aşmakta zorlandığı bu sorun, kişilerin kendine güveniyle aşılabilir.


EVLİLİK ÖNCESİ HAZIRLIK:

1)Kız görücülük
2)Kız istemenin adabı
3)Söz kesmek
4)Nişan
5)Nişan yapılırken dikkat edilecek hususlar
6)Çeyiz
7)Nikâh
8)Mehir
9)Düğün
10)Tarihte düğün
11)İslâmda düğün
12)Davetlere katılmak
13)Kına gecesi ve eğlenti yapmak

Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki;
«Düğün yap, bir koyunla da olsa ziyafet ver.»
-Buhari -

KIZ GÖRÜCÜLÜK:

Evlenme çağına gelmiş genç delikanlının ana babası artık oğullarını göz baş etmek için kız görmeye çıkarlar. Kız beğendikleri takdirde iki gencin görüşüp tanışmasını sağlar, onlar da birbirlerini beğenirse, ana babasından kız istenir. Ama çoğu zaman aynı yerden oldukları için iki aile de birbirini tanıdığından uzun merasimlere lüzum kalmadan oğlan tarafı sâdece kızı istemeye giderler.

Memleketimizde aşağı yukarı her yerde görücülük usulü ile evlenilir. Yalnız büyük şehirlerin sosyetesini (!) müstesna tutmak lazım. Çünkü bunlarda evlenmeler iki gencin birbirini güya yakından tanıması için epey bir süre birbirleriyle gezip tozmaları sonunda olmaktadır. Buna flört, yani âşıkdaşlık etmek deniyor.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) zamanında kız isteme konusunda oldukça serbest hareket edilirdi.
Hz. Ali, Fatma anamızı Hz. Peygamberden (S.A.V.) bizzat kendisi istemişti.

Sahabeler evlenme çağına basmış kız ve kızkardeşlerini uygun buldukları kimselere bizzat kendileri teklif ederler, onlar da ya kabul veya reddederlerdi. Yine iyi ve dürüst kadınlardan doğrudan doğruya evlenme teklifinde bulunanlar olurdu. Bunun sebebi nedir? Hemen cevap verelim. Bu, bir dinî gayret, samimiyet ve sadelik ifadesiydi. Gerçekten de bir müslümana yaraşan şey budur.

Kız tarafı olsun, oğlan tarafı olsun birbirlerinin din ve ahlâkından emin olduktan sonra işi uzatarak bir takım olmayacak zorluklar çıkarmak yönüne sapmamalıdır. Hatta kızını almaları için kız sahibi olan aile teklif cesaretini bile göstermelidir. Hele zamanımızda bu dini gayret ve samimiyeti göstermek daha kaçınılmaz bir hal almıştır. Dinine ve ahlâkına düşkün genç erkek ve genç kız bulmak zorlaşmıştır, ve bulunca da, tabiri mazur görün, kapışmak gerekir.

HZ. ALİ'NİN RESÜLÜLLAH (S.A.V.)'DAN KIZI HZ. FATMA'YI İSTEMESİ

Hz. Ali, Hz. Fatma (r.a.) ile evlenmek arzusundaydı. Ancak onu tereddüt içinde bırakan iki mesele vardı. Biri, mehir olarak vereceği servetinin olmayışı, diğeri de Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in Fatma (r.a.)'ya talip olmalarıydı. Hz. Ali düşünüyordu ki; bu iki büyük şahsiyetin teklifi red olunduğuna göre, kendisine Nasıl verilirdi?
Hz. Ali'nin yakın arkadaşları, onun içinde gizlediği ve onu çok düşündüren bu isteğini fark ederek:
«- Ya Ali, demişler, neden Fâtımaya talip olmuyorsun, sen onun en yakın akrabasısın, Resûl-i Ekremin de sana karşı büyük bir sevgi ve teveccühü var.
Hz. Ali, ümitsiz bir halde cevap verdi:
- Ebû Bekir ve Ömer'i reddettikten sonra mı?
Arkadaşlarından biri:
- Niye olmasın? Vallahi Ebûbekir ve Ömer de dahil, Müslümanlar arasında Resûlüllah'a senin kadar yakın olan kimse yoktur. Baban onun hamisi idi, annen de eşsiz bir riâyet ve ihtimamla onu büyüttü. Evinizde ve aranızda yetişti. İslâmiyet davetine ilk icâbet eden erkek de sensin.

Bundan cesaret alan Hz. Ali, Resûlüllah'ın yanına gitti. Huzuruna girince selâm vererek yanına sessizce ve gâyet mahcup bir halde oturdu.

Hz. Ali'nin bu sükûtu üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz onun bir şey söyliyeceğini, ama çekindiğini anlayarak: «Ya Ali, bir şey mi söyleyecektin» diye sordu. Hz. Muhammed'in cesaret verir tarzda bu yumuşak sorusundan Hz. Ali cesaret alarak: «Evet, ya Resûlüllah, ben kızınız Fâtıma'yı zevceliğe istemeğe geldim.» dedi.
Resûlüllah Efendimiz Hz. Ali'nin bu isteğine sâdece: «Merhaba ehlen» demekle yetindi, başka bir şey söylemedi. Hz. Ali şaşkın olarak Resûlüllah efendimizin huzurundan çekildi.

Hz. Ali Resûl-i Ekrem'in evini terk ettiğinde Peygamber Efendimiz'in cevabından hiç bir mana çıkaramadığı için Ensar'dan bazılarına bu hali anlattı. Onlar da Hz. Ali'yi müjdeleyip tebrik ederek Peygamberin kabulüne nail olduğunu söyleyip «Merhaben, ehlen» demenin, «Sen layıksın» demek olduğunu anlattılar. Ancak o zaman Hz. Ali sevinip ferahladı. Hz. Ali Peygamber Efendimizin huzurunu terkettikten sonra Resûlüllah Efendimiz kızını yanına çağırdı. «Kızım Fâtıma! Ali seninle evlenmek istiyor, sen onu kabul ediyor musun?» diye sordu. Hazret-i Fâtıma ise bu sözler üzerine sesini çıkarmayıp önüne bakınca, Resûl-i Ekrem bu sükûtu kabul ve rıza işareti addederek kızının Hz. Ali ile evlenmesine karar verdi.

KIZ İSTEMENİN ADABI :
Bekar bir müslüman kendisine uygun olduğuna inandığı herhangi bir kızı ve dul kadını Allah'ın emrine ve Resûlullah (S.A.V.)'in sünnetine uygun olarak velilerinden isteyebilir. Kızın velileri şâyet kızlarını vermeyi uygun görüyorlarsa oğlan tarafından gerekli araştırmayı yapmak üzere belirli bir zaman isterler. Bu zaman zarfında oğlan hakkında gerekli araştırmayı yapar ve verip vermeyeceklerini karara bağlarlar. Ayrıca akrabalarına danışmayı ve istihare etmeyi de ihmal etmezler.

Alınacak kimse eğer kız ise anne babasına, dul ise kendilerine müracaat ederek fikrini alırlar. Dul kadınların bizzat kendisiyle konuşup karara varmak daha uygun olur. Kıza da bu evliliğe taraftar olup olmadığı sorulur. Kız bizzat kabul ettiğini söylüyor veya sükût ediyorsa mesele tamamdır. Zira sükût ikrar yani kabul etmek demektir.

Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:
«Dul kadının izni alınmaksızın başkasıyla nikâhlanamaz. Bâkire kızda izni alınmadan başkasına nikâhlanamaz.» Ashâb sordular ki:

- Ey Allah'ın Resûlü, bakire kızdan Nasıl izin alınır?
Resûlullah buyurdu ki:
«Onun izni sükût etmesidir.» (1)
Hansa binti Hizâm rivâyet ediyor ki:
Hansa'nın babası olan Halid kızına sormadan onu birine nikâhladı. Hansa dul bir kadın olduğu için rızasının alınması gerekliydi. Bu evliliği beğenmeyen Hansa, Resûlullah'a giderek:

- Babam beni adamın birine nikâhlamış, başkasıyla evlensem benim için daha iyi olur, diyerek şikâyette bulundu.
Resûlullah bunun üzerine o nikâhı iptal etti. (2)

Kız tarafı, oğlan tarafından istedikleri zaman zarfında lazım gelen her türlü araştırma ve soruşturmayı yapıp akrabalarla istişarede, bulunur ve verip vermiyecekleri hususunda kesin karara varırlar.

Eğer vermiyeceklerse:
- Kusura bakmayın kızımız daha küçük, kısmetinizi başka yerde arayın, gibi nazik ifadelerle vermiyeceklerini kesin olarak ifade etmelidirler. Onlara yumuşak davranıp tekrar tekrar gelmelerine meydan verip boşu boşuna onlara vakit kaybettirilmemelidir. Kız istemeye gelen taraf şâyet kız tarafının istemediği bir kimse ise onlara karşı kızgın, kibirli ve mağrur bir 
(1) S. Nesâî, c: 6. s: 85.
(2) Buhari, K. Nikâh, bab: 49. c: 6 s: 135.
Tavır takınıp ne İslâma ve ne de insanlığa yakışmayan davranışlar içine girmemelidir. Karşı tarafın kalbini kırmadan, gâyet nazik bir eda ile karşılık vererek cevabı vermeli ve evinden böylece uğurlamalıdır.

Kızı isteyen taraf, yani oğlan tarafı, kız tarafının verdiği kesin cevabı aldıktan sonra kız tarafına kırılıp darılmadan:
- Demek ki; Nasip değilmiş, bunda da bir hayır vardır, deyip tekrar tekrar rahatsız etmemelidirler. Zora koşmaya kalkmamalı ve Nasiplerini başkasında aramaya kalkmalıdırlar. Kızın ve velisinin rızası olmadan zorla almaya kalkmak veya kaçırmak ne insanlığa ve ne de Müslümanlığa yakışır. Hele kızı kaçırmak ve ırzına tecavüz etmek hem ahlâksızlık ve hem de büyük günah olduğu gibi barbarlıktan başka bir şeyde değildir.

Oğlan tarafı da olsa, kız tarafı da olsa bir diğeri hakkında araştırma yaparlarken sâdece bir yere sormakla yetinmemelidirler. Çünkü sordukları kimse onun düşmanı olabileceği gibi kızı kendine veya çocuğuna almaya da niyetli olabilir. Hatta kendisini çekemeyen biri de olabilir. Bu durumda kızı almaktan vazgeçirmek için kendisine sorulan kimse yalan da konuşabilir ve iyiye kötü, kötüye de iyidir diyebilir.

Bir kıza talip olunacağı zaman ilk araştırılacak şey o kıza başka talipli bir kimsenin olup olmadığıdır. Eğer kıza daha önce talip olan biri varsa, o aradan çıkınca ya kadar beklemeli ve kız tarafı kızlarını kesin olarak
kendilerine vermiyeceklerini bildirdikten sonra talib olmalıdırlar.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.):
«Bir kimse mü'min kardeşinin üstüne varıp da aynı kızı istemesin. Ancak birincisi vazgeçmiş veya ona izin vermişse ona bir diyecek yoktur.» (1) buyurur.

Bu arada boşanmış veya kocası ölmüş olup da henüz daha iddet bekleyen kadına da açıktan evlenme teklifinde bulunmak doğru değildir.
(1) Müslim, c: 2, s: 1029.

SÖZ KESMEK

Oğlan ve kız tarafı birbirleri hakkında gerekli araştırmayı ve soruşturmayı yaptıktan sonra uygun görürlerse karşılıklı olarak bu işin olacağına dair kesin olarak söz verirler. Eğer nişan merasimi yapılacaksa derhal hazırlıklara başlarlar. Özellikle oğlan tarafı bu hususta çok dikkatli davranarak işi fazla uzatmamak ve zamanında düğünü yapmalıdırlar.
Düğünün çabuk olmasında hayır vardır. Zira zaman ne kadar uzarsa araya o kadar çok meşgaleler girer ki bu da her iki tarafın zararına olur. Oğlan tarafı da olsa, kız tarafı da olsa, sözün kesildiği andan itibaren çok ince düşünmeli ve söz ve hareketlerinde samimi ve doğru olmalı, asla yalan konuşmamalıdırlar. Biri diğerine karşı daima kalbi ve sözleri birbirine uygun samimi, güvenilir olmalı, iki yüzlülükten, gösterişten ve içten pazarlık etmekten son derece kaçınmalıdır, iki taraf ta verdikleri sözleri yerine getirmeli ve önemli mazeret olmadan verdikleri sözlerden caymamalıdırlar.

Aralarına giren ve aralarını bozmaya çalışan bir münafığın sözlerine kulak asmamalı ve peşin hükme varıp birbirleri hakkında kötü zanda bulunmamalıdırlar. Oğlan tarafı kıza yapacağı çeyizlerde aşırı ümitler vermemeli ve söz verdiklerini de yerine getirmelidir. Şunları şunları yapacağım deyip de başkasından aldığı emanetleri götürmeye kalkmamalıdır. Toplumda ailelerin geçimsizliklerinin önemli sebeplerinden biri de budur. Çünkü yalan söylemek ve vaadinde durmamak münafıklığın alametlerindendir. Bunları işleyen kimselerin saâdetten yana Nasipsiz kalmalarından daha tabiî ne olabilir?
Bunun içindir ki oğlan tarafı karşı tarafla konuşurken her şeyi olduğu gibi açığa vurmalı ve kaldıramayacağı yükün altına girmemelidir. Cemiyetimizde ne yazık ki bu gibi verdikleri sözde durmayan ve her an için karar değiştiren kimseler pek çoktur. Bunlar biriyle sözleşir, nişanlanır, türlü masraflara girilir sonra da yan gitti çamura battı gibi sudan mazeretlerle nişan bozulur ve başka biriyle nişan yapılır.

Bu gibi insanların kendilerinin zarar görmeleri bir yana başka birçok kimselerin de zarara uğramasına sebep olurlar.

NİŞAN
Kendilerine uygun ve denk bir kıza talib olan bir müslümanın bu talebini kız tarafı da kabul ederse aralarında söz kesilir ve nişan için belirli bir gün tayin edilir. O günde gerek oğlan ve gerekse kız tarafı bütün akraba ve dostlarını bu toplantıya davet ederler. Oğlan tarafı ve kız tarafı fazla lüks ve gösterişe kaçmadan kendilerine göre bir hazırlık yapar ve karşılıklı olarak birbirlerinin evlerine giderler. Burada her iki tarafın akrabaları birbirlerini görür ve hoş geldin diyerek evlerine alırlar.

Tertiplenen bu toplantılarda Kur'an okunur dua yapılır, çaylar içilir. Duanın peşinden her iki taraf tebrik edilir. Damat olacak kimseye toplananların en sayılır kişisi veya duayı yapan hoca, nişan yüzüğünü takar ve onlara saâdetler temennisinde bulunur. Kadınlar içinde de gelin adayına en yakın olan biri yüzüğünü gelinin parmağına takarak o da saâdetler temennisinde bulunur.

NİŞAN YAPILIRKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR :
Kadın ve erkeklerin birbirlerine karışmamaları için çok dikkatli olmalı, dinî ve ahlâkî âdetlere uymalı ve her türlü hurafelerden kaçınmalıdır.

Hz, Ali'nin Hz. Fatma île Nişanlanması:
Resûlullah (S.A.V.), Hz. Ali ile Hz. Fâtıma'nın nişanında Hz. Bilâl'i çağırarak:
- Ey Bilâl, şu parayı alıp çarşıya çık. Biraz gül yağı al. Arta kalan ile de bal al. Aldığın balı mescidin bir köşesinde temiz bir kabın içine koyun ve ezin. Bal şerbeti yapın. Nikahın kıyılmasından sonra içelim. Ensar ve Muhacirden mevcut olanları mescide davet et ve Ali ile Fâtıma'nın nikâhlarının kıyılacağını millete duyur, buyurdu.

Hz. Bilâl de Resûlullah'ın söylediklerini aynen yaptı. Bütün Ashâb mescide geldi ve mescidin içi dışı tıklım tıklım doldu. Resûlullah (S.A.V.) da, ashabına kızı Fâtıma'yı Ali ile mevcut sünnet ve gereken fariza üzerine dörtyüz miskal gümüş mihrle evlendirdiğini beyan etti. Ve söz kesme merasimini evlileri tebrik etmekle ve hayırlı zürriyet yetiştirmeleri için duada bulunmakla erdirdi. Merasim sonunda da davetlilere hurma ve bal şerbeti ikram etti.

Böylece basit bir surette Hz. Peygamberin kızı Fâtımatü'z-Zehra'nın Ali ile nişanları yapıldı. Ve İslâmiyetin dolgun ve uzun tarihinin şahit olduğu ve önemli sıhriyetinin akti yapıldı. Hicretin birinci yılının Recep ayında nikâh akdi yapıldı, îkinci yılının Muharrem ayında Hz. Ali gelin için hususi bir ev tuttu.

Abdülmuttalib'in evlâtları şimdiye kadar hiçbir düğünlerini böyle içten ve sevinçle kutlamamışlardı.
Hz. Muhammed'in ve Ali'nin amcaları Hamza iki koyun kesmiş, Medine halkına yemek ziyafeti vermişti.
Düğün töreni bitince, davetliler evlilerin yakınlarını tebrik ederek ayrıldılar.

ÇEYİZ HAZIRLAMAK
Her anne ve baba kendi durumlarına ve o çevredeki âdetlere göre fazla lüks ve gösterişe kapılmaksızın ve lüzumsuz şeyleri alarak ağır borçlara girmeksizin gelin olacak kızlarına çeyiz hazırlamaktadırlar. Bu hem İslâmın yüce emirlerinden ve hem de Ashâb'ın üstün âdetlerindendir.

Resûlullah'ın (S.A.V.) kızı Hz. Fâtıma'yı evlendireceği zaman Hz. Ebû Bekir'i çağırarak:
- Ey Ebû Bekir şunu (para) al da çarşıya çık. Fâtıma'ya çeyiz için neler gerekiyorsa hepsini al. Aldıklarını taşımakta sana yardımcı olmaları için Bilâl ile Selmânî (Selmân-ı Farisî) da yanına al, buyurdu.

Çarşıya giden Hz. Ebû Bekir bir tane sedir, bir tane yün yatak, içi hurma lifleriyle dolu olan bir yastık, bir tane battaniye, bir tane kilim, bir maşrapa, bir takım çamaşır ve elbiselerle ufak tefek birşeyler aldı.
Hz. Fâtıma'nın Çehizi şunlardı:

Hurma lifiyle doldurulmuş bir yastık ve bir minder.
Ketenden yapılan bir yatak. Yünden bir perde.
Bir tane Âbâ (Haydel). Bir gömlek. Bir kilim.
Bir tane desti. Bir maşrapa.
Ve bir deve.
Hz. Ebû Bekir'in çarşıdan aldıklarını gören Resûlullah'ın gözleri yaşardı Ve şöyle buyurdu.
- Ya Rab senin hoşlanmadığın israftan sakınan kimselere bu eşyaları hayırlı ve mübarek eyle.
Hz. Fâtıma bütün hayatı boyunca bu eşyaları kullanmıştır. Zamanımızda maalesef birçok müslümanlar kız çocukları için daha küçük yaşlarda çeyiz hazırlamaya başlıyorlar. Bunu yaparken de zamanın gereğidir diyerek israfa kaçıyor, ağır yüklerin altına giriyorlar. Bugün müslümanlar gösteriş ve israf bakımından birbirleriyle yarışır hale geldiler. Fakirlere akrabalara, komşulara ve memleket menfaatine biraz olsun fedakarlıkta bulunmazlarken çocuklarının çeyizleri için âdeta seferber olurlar.

Hazırladıkları çeyizlerde altın bilezikten tutunda lüks mobilyalar, ender halılar, dolapları dolduracak kadar çamaşırlar, ipek elbiseler ve daha başka neler yok ki. İki günlük dünya hayatı için ellerinden gelen bütün gayretleri göstermekten kaçınmazlar da, evlatlarının hem dünya ve hem de ahiretlerini ilgilendiren manevî yönlerine hiç önem vermezler. İslâm ahlâkını, İslâm dinini öğretmez ve âdeta çocuklarını manen kör olarak yetiştirirler.

Ulu Allah buyuruyor ki: «Dünya hayatı bir oyundan ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise sakınanlara (Allah'ı sevenlere elbette daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?»

(En'am sûresi, âyet: 32) Yukarda adı geçen süs ve ziynetler müslüman kadınlara haram değil bilakis mubahtır. Fakat bunun şartları vardır, israfa dalmamak, fakirlere karşı kibirlenmemek ve şükrünü eda etmek bunların başında gelir.

NİKÂH

NİKÂH NEDİR?
Nikâh; fıkıh ilminde yapılan bir antlaşma demektir. Yani şart ve usullerine uygun olarak kadın ile erkeğin bir aile kurmak gayesiyle karşılıklı olarak icab ve kabul ile (yani, vardım, aldım demek suretiyle) hayatlarını birleştirmeleridir. Aralarında bu çeşit bir antlaşma yapılan kadının kadınlığından erkeğin faydalanması helal olmuş olur.

NİKÂHIN GAYESİ;

«Bunlardan başkalarını (zinadan kaçınıp günah işlememeniz için) arayıp istemeniz size helal kılınmıştır. Bir kadınla evlenip onunla yaşadığınız takdirde mehirlerini kararlaştırılan şekilde ödeyin. Bu üzerinize farzdır. Mehrin miktarını belli ettikten sonra gönül rızasıyla başka bir şekilde uyuşmanız suç değildir. Şüphesiz ki, Allah her şeyi en iyi bilendir ve hikmet sahibidir.» (Nisâ Sûresi, âyet: 24)

Bu âyetten anlaşılacağı üzere kadınların erkeklere helal kılınmasının (nikâhın) esas gayesi nefsi harama düşmeden en güzel şekilde tatmin edilmesi ve insanlığın soyunun devamını sağlamaktır. Yoksa sâdece şehevi istekleri tatmin etmek veya kadına malik olmak gayesiyle olan nikâh caiz olmaz. Şehvet üzerine tesis edilen bir evlilik tıpkı denizde kurulan binaya benzer ki, İslâm hukukuna göre cinsî zevkleri tatmin gayesiyle yapılan evlilik kazaen yani evlilik elması bakımından caiz ise de, dinî bakımdan bozuktur ve böyle bir evlilik asla uzun ömürlü olamaz.
Bu gibi şehevî hislerini tatmin için yapılan nikâhta bu husus açıkça konuşulur, şart koşulur ve sonra nikâh akdinin bozulacağı bildirilirse kazaen de diyaneten de bu nikâh bozuktur. Bu tip bir nikâhla münâsebette bulunmakla zina arasında herhangi bir fark yoktur.

Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki: «Şehvetini tatmin etmek gayesiyle evlenen ve mehrini vermeyen kimse zinacı bir günahkar olarak ölür.»

«Allah çabuk çabuk kadın boşayan hafif erkeklerle, sık sık koca değiştiren aşifte kadınlara lânet etsin.»

NİKÂHIN ŞARTLARI:

1 - Kadın ve erkekte evlenmeye mani olacak her hangi bir dini engel bulunmamalıdır.
2 - Her ikisi birbirinin icab ve kabulünü (yani vardım - aldım şeklindeki akdini) duyacak şekilde olmalıdır.
3 - Hür ve müslüman iki erkek şahit veya bir müslüman erkekle, iki müslüman kadın şahid olarak bulunmalıdır. Şahitlerin her iki tarafın ailelerinden olmaları caizdir. Ancak Allah'ı, Resûlünü veya melekleri şahit tutmak suretiyle kıyılan nikâh sahih olmaz.


NİKÂHDA VEKİLLİK :
Damat ve gelinin nikâhı kendilerinin hazırda bulunması ve şahitlerin şahâdetiyle kıyılabileceği gibi vekillerin ve şahitlerin hazır olması suretiyle kıyılabilir. Gelin veya damattan birinin kendisinin bulunması diğerinin de vekilinin bulunmasıyla da nikâh kıyılabilir.


MEHİR (AĞIRLIK) :

Dinimiz kadına itiraz kabul etmez derecede hak ve değer vermiştir. Evlenirken erkek tarafından verilmek üzere kadının hak kazandığı mala mehir (ağırlık) adı verilir. Bu mehir doğrudan doğruya kadının hakkıdır. Ve erkek tarafından ödenen bir nevi tazminat olarak da kabul edilebilir. Hem kadına bir değer vermek, hem de onun ihtiyaçlarını karşılamak mânâsını taşır. Mehirde ne ananın, ne babanın ve ne de velinin hiç kimsenin hakkı olamaz. O sâdece kadının malıdır.
Nikahın kıyılabilmesi için mehir şarttır. Hatta nikâh muamelesi esNasında mehir vermemek şart koşulsa bile, yine de kadından hiç düşmeyen bu hakkı, erkeğin mutlaka vermesi gerekir.
Mehir iki kısımdır.

a) Mehri Muaccel (peşin ödenen ağırlık);
b) Mehri müeccel (boşanma veya ölüm halinde ödenen ağırlık).

Mehrin çoğuna bir sınır yoktur. Erkek istediği kadar evlendiği hayat arkadaşına mal ve servet veya para verebilir. En azına da, her ne kadar zıt fikirler ortaya atmışlarsa da, yine sınır yoktur.

Dinimiz evlenmeyi güçleştirmemeyi emretmiştir. Neslin çoğalması, fuhşun ortadan kalkması için gerekli kolaylıkları sağlamayı teşvik etmiştir. O yüzden, mehrin, erkeğin mâli gücüne göre fazla olmaması en makbul yoldur.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.): «Mehrin en makbulü, az olanıdır.)» (1) buyurur.

Mehir kadının öz hakkı olduğundan kadın onunla çeyiz yapmak zorunda değildir.Memleketimizde «yüz görümlüğü ve bahşiş» adı altında damat namzedi olan erkek tarafından ödenen paraların dinimizde yeri yoktur. Kızın ana babası veya yakınları erkekten her hangi bir şekilde para isteyemez, istememelidir. Böylesine alışkanlıklar İslâm öncesi arapların ve vahşî milletlerin gelenek ve görenekleri içinden, bizlere intikal etmiştir, İslâmiyet'te hürriyetine sahip bir insan asla satılamaz.

Zamanımızda ağırlıkların fazla istenmesi, dinimiz de hiç de yeri olmayan bahşiş ve yüz görümlülüğü gibi şeyler evlenmeleri engelleyici acı durumdur. Bunların normal neticesi de herkesçe malum: Fuhuş, kız kaçırma olaylarının artması. Sonu da düşmanlıklar, kavgalar ve kâtil olayları...

Peygamberimiz Buyurur ki: «Nikâh ve düğün işlerinin kolay olması ve mehrin azlığı, kadının hayırlı ve uğurlu olduğundandır.»

«Nikahın hayırlısı kolay olan ve erkek üzerine yük olmayıp mehri kolayca verilen nikâhtır.» diye buyurmuşlardı.
(1) Şevkâni. Neylü'l-evtar, c: 6. s: 179.

Hz." Ömer diyor ki: «Kadınların mehirleri hususunda fazla ileri giderek haddi aşmayınız.»

HZ. FATMA'NIN MEHRİ
Resûlullah kızı Fâtıma'nın nikâh haberini verirken göz yaşlarını tutamayıp ağlıyordu. Bunu gören kızı Fâtıma:
- Babacığım sizi üzgün ve ağlar bir halde görüyorum. Bunun sebebi nedir? diye sordu. Resûlullah kızına cevaben şöyle buyurdu:
«Kızım, ağlamam senin içindir. Zira sen de benim gibi anneden yetim kaldın. Keşke annen Hz. Hatice şimdi sağ olsaydı ve o da bu mutlu günümüzde sevincimize ortak olsaydı. O sağ olaydı senin çeyizini kendi elleriyle yapardı. O zaman hep beraber sevinir ve saâdetini birlikte yaşardık. Fakat ne yapalım ki acı ile tatlının beraber olması hayatın gereklerindendir. Allah böyle takdir buyurmuş. Sen işte bu ahval üzere gelin oluyorsun. Ben de senin bu haline üzülüyor ve ağlıyorum.»

Hz. Fâtıma nikâhın kıyıldığını duyunca bu sefer kendisi ağlamaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah ona hitaben şöyle buyurdu:
- Kızım sen niçin üzülüyorsun? Seni Ali ile nikâhladığıma üzülüyorsan ve onun için ağlıyorsan AIlah'a yeminle söylüyorum ki, seni herkesten daha çok bilgili, güzel ahlâklı ve ilk önce müslüman olan bir kimse ile evlendiriyorum.
Bunun üzerine Hz. Fâtıma'da şunları söyledi:

- Babacığım, her kızın bir mihri (nikâh bedeli) vardır. Bu yarı gümüşle, veyahutta altınla tespit ve takdir olunuyor. Eğer benim mehrim de aynı diğerleri gibi olursa seninle ümmetin arasında bir fark kalmaz. Ben, mehrim olarak yarın mahşer gününde senin ümmetinden günah işleyenlerin ilahî affa ve mağfirete nail olmaları için senin onlara şefaatçi olmanı diliyor ve istiyorum.

Resûlullah'a Hz. Fâtıma'nın bu dileğinin kabul olunduğu bildirildi. Bunun üzerine Resûlullah da:
- Sağol kızım. Peygamberin kızı olduğunu isbat ettin.» buyurdu.
Burada kızıma şu kadar mehir isterim. Şu kadar başlık isterim diye tutturan ve bununla övünen anne ve babalara bir çift sözümüz var:

Resülullah'ın kızının ahvalini gördünüz bundan ibret alın. Yoksa sizin kızınız onun kızından daha mı üstün veya siz Resûlullah'tan daha üstün bir baba mısınız? Yarın mahşer gününde onların huzuruna varacağınızı aklınızdan çıkarmayın.

Halit Pişmek

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.