Kavvam

Kavvam:

“Siz ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan tarifsiz bir ateşten koruyunuz!” (Tahrim, 66/6)

“Rableri katında onlara esenlik yurdu (cennet) vardır. Ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur.” (En’am, 6/127)

“[Bilin ki] Allah, [insanı] huzur ve güvenlik ortamına (daru’s-selâm’a) çağırmakta ve dileyeni dosdoğru bir yola yöneltmektedir. İyi ve yararlı işler yapmakta sebatlı olanları (karşılık olarak) daha iyisi ve ondan da fazlası beklemektedir. (Kıyamet Günü'nde) onların yüzlerini ne bir kararma, ne de bir aşağılanma gölgelemeyecektir: İşte bunlardır cennetlikler; orada ebedî kalacak olanlar.” (Yunus, 10/25-26)

 "Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır."( Rûm, 30/21.)

 “Kadınlarınızla örfe uygun geçinin.” (Nisa 4/19)    (Örf, “Yaratıcının kitabına ve o kitaba göre yarattığı insanların fıtratına aykırı olmayan; bir toplumda yaşayan insanların genellikle güzel, hoş ve doğru kabul ettiği davranışlar, adetlerdir.”)

 “Erkekler kadınların başlarında bulunurlar. Bu, Allah’ın birine diğerinden fazlasını vermesi ve mallarından harcama yapmaları sebebiyledir. İyi kadınlar, boyun eğenler ve Allah’ın korumasına karşılık yalnızken kendilerini koruyanlardır. Nüşuzundan havf ettiğiniz kadınlara gelince; onlara öğüt verin, yataklarında yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın. Allah yücedir, büyüktür.”        ( Nisa 4/34)

Kavvam Nedir?

 Kavvam kelimesi Arapça “ م - و - ق ” harflerinden türetilmiş ismi mübalağadır. Bir şeyin veya bir kimsenin başında bulunmak, onu korumak, idare etmek, geçimini üstlenmek, sorumluluğunu taşımak anlamlarına gelen bu kelime, ismi mübalağa kalıbından olması hasebiyle bu işi sürekli olarak yapan kişinin vasfıdır. Kitapta bu kelime iki yerde daha geçmekte ve her iki yerde de genel olarak “hukuku koruma” anlamında kullanılmaktadır. Yüce Yaratıcı şöyle buyurur:

 “Ey iman edenler! Kendinizin, ebeveyninizin veya yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak hukuku koruyan kişiler olun; O kimse zengin de olsa, fakir de olsa Allah onlara sizden daha yakındır. Arzularınıza uymayın, yoksa adaletten saparsınız. Gerçekleri çarpıtır veya şahitlikten kaçarsanız bilin ki Allah yaptığınız her işin iç yüzünü bilir.” (Nisa 4/138)

 “Ey iman edenler! Allah için hukuku koruyan ve insaflı şahitlik yapan kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten saptırmasın. Âdil olun; korunmanın en uygun yolu budur. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; çünkü Allah yaptığınız her işin iç yüzünü bilir.” (Maide 5/8)

Ayette verilen incelik; insanlar arasında hiçbir ayrım göz etmeksizin hukukun gereğini yapmak yetki sahibi olan her Müslümanın temel vazifelerinden birisi hukuku korumaktır. Her iki ayetin de “Ey iman edenler!” şeklinde başlaması herkesin bir yerde, birilerine karşı yöneticilik pozisyonunda olduğunun bir göstergesidir. Bu gerçeği Allah’ın elçisi şu sözleriyle dile getirir:“Önderler, insanların çobanıdır ve onlardan sorumludur. Erkek ev halkının çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın kocasının malının çobanıdır ve ondan sorumludur. Köle efendisinin malının çobanıdır ve onlardan sorumludur. Dikkat edin! Hepiniz çobansınız ve sorumlusunuz!“

Bunun için liyakat ve ehliyet sahibi olmak gerek.Zira Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor;

 “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size bununla ne güzel öğüt vermiştir. Muhakkak Allah işiten ve görendir.” (Nisa 4/58)

1)“İyi kadınlar, boyun eğenler ve Allah’ın korumasına karşılık yalnızken kendilerini koruyanlardır.” “Boyun eğen kadınlar” anlamına gelen “kaanitaat” kelimesi, aşağıdaki âyette “kaanituun ve kaanitaat” şeklinde hem erkekler hem de kadınlar için ayrı ayrı kullanılmıştır.“Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, boyun eğen erkekler ve boyun eğen kadınlar….” [Ahzab 33/35]

“Boyun eğen erkekler ve boyun eğen kadınlar” Allah’a boyun eğenlerdir. Bir âyet diğerini açıkladığı için yukarıdaki âyette geçen “boyun eğen kadınlar”ın da Allah’a boyun eğen kadınlar olduğu ortaya çıkar. Ama bunları, “kocasına boyun eğen kadınlar” diye anlamak “boyun eğen erkekler”i de “karılarına boyan eğen erkekler” diye anlamayı gerektirir. Bundan da kuralları eşlerin koyması sonucu çıkar. Bu da aile içi ilişkilerde kargaşaya yol açar. Eşlerin, Allah’ın koyduğu ve Elçisinin açıkladığı kurallara uymaları gereği ise ailenin; açık, seçik ve örfe uygun kurallara göre yürütülmesini sağlar.

2-“İyi kadınlar… Allah’ın korumasına karşılık yalnızken kendilerini koruyanlardır.” hükmü, Allah’ın kadınları koruduğunu göstermektedir. Allah Teâlâ, gerçekten kadınlar için koruma duvarları oluşturmuştur. Şu âyetler bunlardan bazılarını gösterir:

a- “Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse onları evlere kapatın. Bu, ölüm canlarını alıncaya, ya da Allah onlara bir yol açıncaya kadar böyle gitsin.” (Nisa 4/15)

b- “İffetli kadınlara zina suçu atan, sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahitliğini kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.” (Nur 24/4) c- “Karılarına zina suçu atan ve kendileri dışında şahitleri olmayanlar… Böyle birinin şahitliği, kesinkes doğru söylediğine dair dört defa Allah’ı şahit tutması ile olur.

Beşincisinde, eğer yalan söylüyorsa Allah’ın lanetine uğramayı diler.
Kadından o azabı (el- azab) giderecek olan şu şekilde dört defa şahitlik etmesidir: Allah şahit, kocası kesinkes yalan söylüyor.
Beşincisinde, eğer doğru söylüyorsa Allah’ın gazabına uğramayı diler. ….” (Nur 24/6-9)

d- (Peygamberin eşi hakkında) “o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşlık yapana ise büyük bir azap vardır.
Onu işittiğiniz zaman, erkek ve kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?
Dört şahit getirselerdi ya? Madem o şahitleri getiremediler öyleyse onlar Allah katında yalancıdırlar.” (Nur 24/11-13)

Görüldüğü gibi zina suçunu ispat için dört şahit şartı ve dört şahit getiremeyenlerin iftiracı sayılıp cezalandırılması ile ilgili hükümlerin tamamı kadınlar içindir. Bu, onların nasıl korunduğunu göstermektedir. Ama kötü kadın, bu korumayı yanlış davranışlarına örtü olarak kullanabilir. İşte Allah Teâlâ, kendinin onları korumasına karşılık onların da yalnızken kendilerini korumalarını istemiştir.
Bu konuda erkeklerle ilgili bir koruma yoktur. Fıkıh kitaplarında bu konuda erkeklerle ilgili hükümlerin tamamı, kadınlarla ilgili hükümlere kıyaslanarak konmuştur.

3-“Nüşuzundan havf ettiğiniz kadınlara gelince; onlara öğüt verin…”
Nüşûz, diklenmektir. Toprağın tümsek yerine neşz; kadının baş kaldırmasına ve gözünü başkasına dikmesine nüşuz denir[1]. Şu âyetlere göre Kur’an’daki nüşuz, gözü başkasına dikme anlamına gelir:

a- “Mümin erkeklere söyle: Gözlerini çevirsinler, mahrem yerlerini, korusunlar…”

b- “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini çevirsinler, iffetlerini korusunlar…” (Nur 24/30-31)

c- “Eğer kadın, kocasının nüşuzundan veya yüz çevirmesinden havf ederse, aralarında anlaşma yapmalarında bir günah yoktur. Anlaşmak iyidir. Nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi davranır ve kendinizi korursanız bilin ki, Allah yaptığınız şeyin içi yüzünü bilir.” (Nisa 4/128)

Havf: Zanna veya bilgiye dayalı bir emareden dolayı kötü beklenti içinde olmaktır[2]. “Nüşuzundan havf ettiğiniz kadınlara gelince…” âyetindeki havf da ya zanna veya bilgiye dayalı korkudur. Kocasının istemediği bir erkeği eve alan kadın hakkında zanna dayalı olarak onun gözünü başkasına diktiği korkusu ortaya çıkar. İşte bu noktada kocası ona öğüt verir, dinlemezse onu yatakta yalnız bırakır, yine dinlemezse onu döver. Bu davranışından vazgeçerse artık ona karşı başka bir yol aramaz.

Zaten Peygamberimiz, ebedi evlenme yasağı bulunmayan kadınlarla baş başa kalmayı yasaklamıştır. Utbe b. Amir’in bildirdiğine göre Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: Sakın kadınların yanına girmeyin. Ensar’dan biri “Ey Allah’ın Elçisi kocanın erkek akrabası konusunda ne dersin?” diye sorunca dedi ki; “Kocanın akrabası ölüm olur.” (Buhari Nikah 111; Müslim Selam 20/2172)

Onun bir sözü de şöyledir: “Sakın bir erkek, bir kadınla baş başa kalmasın; yanında mahremi olursa başka. Hemen bir adam kalktı ve dedi ki: “Kadım hac için yola çıktı. Ben de şu savaş için asker yazıldım.” Dedi ki, “dön ve karınla birlikte hac yap.”

(Buhârî Nikah 111) Bilgiye dayalı korku ile ilgili olarak Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selem Veda Hutbesinde şunları söyledi: “…Kadınlar konusunda söz dinlerseniz iyi olur; onlar yanınızda yardımcılarınızdır. Onlara karşı başka yetkiniz yoktur, açık bir fahişelik yapmış olarak gelirlerse başka. Eğer onu yapmışlarsa yataklarında yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size boyun eğerlerse onlara karşı başka bir yol aramayın. Sizin karılarınız üzerinde hakkı, karılarınızın sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin karılarınız üzerindeki hakkınız, hoşlanmadığınız bir kişiye serginizi çiğnetmemeleri, onları evlerinize sokmamalarıdır. Bakın, onların sizdeki hakları, onları giyindirme ve yedirme hususunda iyi davranmanızdır.” (İbn Mâce, Nikah, 1841)

Bu durumdaki kadının nasıl dövüleceği de şu hadiste açıklanmıştır:

“Kadınlar konusunda Allah’tan korkun. Siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Onlarla ilişkiye girmeniz size, Allah’ın emriyle helal oldu. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, hoşlanmadığınız bir kişiye serginizi çiğnetmemeleridir. Eğer böyle yaparlarsa onları belli olmayacak şekilde dövün. Onların sizin üzerindeki hakları, örfe uygun olarak onları yedirmeniz ve giydirmenizdir.” (Müslim Hac, 2137)

“Belli olmayacak şekilde dövmek” kadını, darp izi bırakmayacak şekilde dövme olur. Bu da kadının, dışa karşı zor duruma düşmesini önler. Demek ki, eşinin fahişelik yaptığı açıkça belli olan koca onu yatağında yalnız bırakma ve dövme hakkına sahiptir. Ayette kocanın karısına öğüt vermesinden söz edilirken hadislerde bundan bahsedilmemesi, bilgiye doyalı korku ile zanna dayalı korku arasındaki farkı göstermektedir. Baş başa kalan her erkek ve kadın arasında cinsel davranışlar olmayabilir.

Bu sebeple arada bir farkın bulunması gerekir. Her iki durumda da kadın davranışlarını düzeltirse koca, başka bir yola başvurmaz. Zinanın tespiti halinde koca, olayı gizlemekle mahkemeye götürme arasında kalır. Mahkemede olayı ispatlasa karısı bundan dolayı hem itibarını kaybeder, hem de 100 değnek yer.

Olayı yalnız koca görmüş olur da dört şahitle ispatlayamazsa o zaman liân yaparak evliliğe son verebilir. Liânda kadının kendini korumasına imkan verilir. Ama gerek liân ve gerekse suçun mahkemede şahitle ispatı hem kadın için hem de aile için yıpratıcı olur. Bu sebeple erkek davayı mahkemeye taşımak istemeyebilir. Hatta kimi zaman eşini boşaması bile uygun olmayabilir. Bu durumda kadının yanlış davranışını da kimseye söyleyemez. Çünkü söyler de dört şahitle ispatlayamazsa ya iftira cezası giyer, ya da liân yapmak zorunda kalır.

Hem suçun örtülmesi hem erkeğin rahatlaması hem de kadının cezasız kalmaması için kocanın karısını, uslanıncaya kadar yatakta yalnız bırakmasına ve onu eliyle hafifçe dövmesine izin verilmiştir. Nisâ Sûresinin 34. âyetini, Allah ve Elçisi’nin açıklamalarına göre değil de kendimize göre anlamaya çalışırsak kocanın karısını, isteklerine boyun eğmedi diye dövebileceği şeklinde yanlış bir sonuca ulaşırız. Allah’ın Elçisi şöyle buyurmuştur: “Kimse karısını, gündüzün köle gibi kırbaçlayıp akşam onunla yatağa girmesin.” (Buhârî, Nikâh) Hadisler

 Üç heyet, Resulullah'ın yanına gelerek, onun ibadetini sordular. Kendilerine Allah Resulü'nün ibadeti hakkında bilgi verilince, -Onun ibadetini az bulacaklar ki şöyle dediler: "Resulullah ile biz bir olabilir miyiz! Onun geçmişteki ve gelecekteki günâhlârı bağışlanmıştır. İçlerinden biri tüm geceyi namaz kılmakla geçireceğini, diğeri devamlı oruç tutacağını ve üçüncüsü de kadınlara yaklaşmayacağını ifade ettiler."

Daha sonra Rasûlullah (s.a.s.) bu durumu öğrenince onları çağırıp şöyle buyurdu: "Allah'a yemin olsun ki ben sizin Allah'tan en çok korkanınız ve O'ndan en fazla sakınanızım; fakat zaman zaman oruç tutar ve iftar ederim; namaz kılar ve uzanıp yatarak istirahatte bulunurum; kadınlarla da evlenirim. Benim sünnetimden yüz çeviren benden (benim ümmetimden) değildir." (Buhâri, Nikâh, (VI, 116).)

 "Ey gençler, sizden evlenmeye gücü yeten kimse hemen evlensin; zira evlilik gözü haramdan en iyi koruyan ve tenasül uzvunun en sağlam kalesidir. Evlenmeye imkânı olmayan ise oruç tutsun; zira oruç şehveti kırmaktadır. (Buhâri, Nikâh, 2-3 (VI, 117); Müslim, Nikâh, 1 (II, 1018).)

" Hz. Peygamber’e (s.a.v) “Hangi kadın daha hayırlıdır?” diye soruldu; o da:", Kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindiren, emrettiği vakit itaat eden, yanında bulunmadığı vakit malını ve iffetini koruyandır" cevabını vermiştir.( Nesai, Nikah, 14, (VI, 68).)

“Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir. ” (Müslim, Radâ`, 61 (II, 1091).)

Muâviye İbni Hayde radıyallahu anh şöyle dedi: Yâ Resûlallah! Kadınlarımızın bizim üzerimizdeki hakkı nedir? diye sordum. Şöyle buyurdu: ”Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, yüzlerine vurmamak, yaptıkları işin ve kendilerinin çirkin olduğunu söylememek, onları yataklarında yalnız bırakmak gerekirse, bu işi sadece evde yapmaktır. ”(  Ebû Dâvûd, Nikah, 42 (II, 606); İbni Mâce, Nikâh, 3 (I, 593-594))

 “Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır. ” (Tirmizî, Radâ`, 11 (III, 466); İbni Mâce, Nikâh, 50 (I, 636).

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: – “Kadınları dövmeyiniz” buyurmuştu.

Hz. Ömer Peygamber aleyhisselâm’ın huzuruna çıkarak: – Kadınlar kocalarını dinlemez oldular, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber kadınların dövülmesine izin verdi. Bu defa birçok kadın Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımlarına gelerek kocalarını şikâyete başladılar. Bunun üzerine Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: –”Birçok kadın Muhammed ailesine gelerek kocalarını şikâyet ediyorlar. Kadınlarını döven o kimseler, sizin hayırlınız değildir. ”( Ebû Dâvûd, Nikâh, 43 (II, 608); İbni Mâce, Nikâh, 51 (I, 638-639))

 “Dünya geçici bir faydadan ibarettir. Onun fayda sağlayan en hayırlı varlığı dindar kadındır. ”( Müslim, Radâ`, 64 (II, 1090); Nesâî, Nikâh, 15 (VI, 69); İbni Mâce, Nikâh, 5 (I, 596).)

 “Bir adam Allah’ın rızasını umarak ailesinin geçimini sağlarsa, harcadıkları onun için birer sadaka olur. ”( Buhârî, Îmân, 41 (I, 20), Nefekât, 1 (VI, 189); Müslim, Zekât, 48 (I, 695))

 “Geçimini sağlaması gerekenleri ihmâl etmek, insana günah olarak yeter. ” (Ebû Dâvûd, Zekât, 45 II, 321).

EŞLERIN KARŞILIKLI HAK VE SORUMLULUKLARI

Bir aile yuvası çatısı altında buluşan esler, evlendikleri andan itibaren karşılıklı bir takım hak ve sorumluluklar altına girerler. Kur’anda Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“... Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi. Kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler bu haklarda kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azizdir. Hakimdir.” (Bakara 2/228) .

Peygamber efendimiz de veda haccında karı koca haklarıyla ilgili şöyle buyurmuşlardır:  “(Ey erkekler) Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi kadınlarınız da sizin üzerinizde hakları vardır.” (Tirmizî, Tefsir, 10. V, 274.)

Bu hakların bir kısmı ortak ve karşılıklı riayet edilmesi gereken haklardır. Bir kısmı erkeğin hakları, bir kısmı da sadece kadına ait haklardır. Hemen belirtelim ki insan ve müslüman olmaktan dolayı gereken haklar zaten başta gelmektedir. Yani müslüman müslümanın din kardeşidir. Ona zulmetmez, ona yalan söylemez, hile yapmaz, haksızlık etmez, zarar vermez, kalbini kırmaz, onu incitmez, güler yüzle ve tatlı dille mukabele eder, saygısızlık yapmaz, sevinciyle sevinir, üzüntüsünü paylaşır. İhtiyacı olduğunda yardımına koşar.

Bu İslami tavsiyelerin eşler arasında en ileri seviyede hayata geçirilmesi gerekir. Bu genel esasların yanında eşlerin karşılıklı özel hak ve görevlerini kısaca şöyle özetleyebiliriz:

1. Emanet: Eşler, birbirlerinden son derece emin olmalı ve birbirlerine güvenmelidirler. Birbirlerinden saklı gizli bir işleri olmamalıdır. Zira onlar hayatı paylaşan iki ortaktırlar. Ortaklar ne kadar dürüst olurlarsa Allah onlara yardım eder. Hilekarların ortağı şeytandır. İhlaslı, samimi ve dürüst olan birbirlerine hayır ve sabır tavsiyesinde bulunan, hayatın acı tatlı günlerinde destek olan eşler olmaları gerekmektedir.

2. Birbirlerine güven vermeleri gerekir. Birbirlerini şüpheye düşürecek söz ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.

3. Karşılıklı  sevgi ve  saygı bulunmalıdır. Taraflardan birinin, diğerini saygı duymadığı, sevgi beslemediği evlilik, ya tuzsuz bir yemek gibi tat vermez, ya da günün birinde yıkılır.

4. Aile yuvasına karşılıklı iyi niyet ve iyi davranış hâkım olmalıdır. Yüce Allah Kur’anda: “Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür”  buyurmaktadır (Bakara 2/237). Eşlerin karşılıklı ortak haklarının dışında kadının erkeğe, erkeğin kadına karşı hakları da vardır.

KADININ KOCASI ÜZERINDEKI HAKLARI

1) Erkek, eşiyle iyi geçinmeli, sinirli, hırçın ve kırıcı olmamalıdır. Kur’anda: “Onlarla iyi geçinin” (Nisa: 4/19)  buyurulmaktadır. Ayette, aile yuvasının devamını sağlayacak temel prensibi getirmektedir. Erkekler eşleri ile iyi geçinecekler, bunun için uygun ortamı hazırlayacaklardır. Eşin, mizacı, ruhi yapısı ve karakteri dikkate alınmalıdır.

Erkek, her şeyden önce eşine bir insan olması açısından  bakmalı, onun; aile yuvasının temelini oluşturan iki t emel unsurdan biri olduğu hatırından çıkarmamalıdır. “-Ey Allah'ın Elçisi! kadınların erkekler üzerindeki hakları nelerdir?” sorusuna; Peygamberimi (s.a.v.) “Yediğinden yedirmesi, giydiğinden giydirmesi (kadının kocası üzerindeki hakkıdır.) Sakın (eşinin)yüzüne vurmasın, ona kötü muamelede bulunmasın, evin dışında onu terk etmesin” ( İbn Mace, Nikah 3, I, 594) cevabını vermiştir.

2) Erkek, imkanları ölçüsünde, eşinin bilgi ve kültür düzeyinin yükselmesi için gayret sarf etmelidir. Özellikle dini konularda eşlerin kendilerine yeter hale gelmeleri önemlidir. Bunun gerçekleşmesi için günün şartlarına göre neler yapmak gerekiyorsa o yapılamalı, asla ihmalkar davranmamalıdır. İlim olmadan sâlih amel işlenemez,  doğru karar verilemez. Dünya için de ahiret için de bilgi temel ihtiyaçtır. Bilgi, yanlış davranışa engel  olur..

3) Erkek, eşini  maddi ve manevi her türlü kötülüklere, olumsuzluklara, fesada karşı korumalı, ailenin şeref ve haysiyetini koruyucu tedbirleri almalıdır. Yüce Allah, “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun”  buyurulmaktadır. (Tahrim : 66/6).  İnsanın gerek kendini ve gerekse aile fertlerini ateşten koruması ancak onları bilgilendirmesiyle mümkündür. Erkek ailenin yöneticisi ve sorumlusudur. “Erkekler kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar..” (Nisa: 4/34) anlamındaki âyet ve  ٍ"Kişi ailesinin koruyucusudur ve onlardan sorumludur” ( Buhârî, Ahkâm 1, VIII, 104. Nikâh 81, VI, 146; 90, VI, 151.  Tirmizî, Cihâd 27, 1705, IV, 208; Ebû Dâvud, İmâret 1, III, 232.)   anlamındaki hadis bu gerçeği beyan etmektedir.

4) Erkek, aile fertleri  arasında, yeme, içme, mesken, giyim, kuşam gibi her konuda ayrım yapmamalı, adil olmalıdır.  Peygamber efendimiz (a.s.) bir hadisinde, “Sizin hayırlınız ailesi (eşi) için hayırlı olanınızdır. Ben ailem için hayırlıyım.” ( İbn Mâce, Nikah, 50, I, 636.)  buyurmuştur.  5) Erkek hanımının gizli sırlarını ifşa etmemelidir. Zira eşlerin birbirlerine karşı emin, güvenilir kişiler olmaları gerekir. Sırrın ifşasını Peygamberimiz (a.s.), şer olarak nitelemiştir. "Şüphesiz ki Kıyamet günü, Allah'ın en çok ehemmiyet vereceği emanet, kadın-koca arasındaki emanettir. Kadınla koca birbiriyle içli dışlı olduktan sonra, hanımının sırlarını erkeğin etrafa yayması o gün en büyük ihanettir." ( Müslim, Nikâh 124, II, 1061.)

KOCANIN KADIN ÜZERINDEKI HAKLARI

1) Allah’a isyana, günaha teşvik etmediği müddetçe kadın, kocasının meşru ve mübah olan istek ve arzularına riayet etmelidir. Yüce Allah, “.....Eğer (o kadınlar size) itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın...” buyurmaktadır (Nisa: 4/34).

2) Kadın kocasının şerefini, namusunu, malını ve çocuklarını korumakla görevli ve sorumludur. Bu konuda bir ayeti kerimede:    “....İyi kadınlar, itaatkardırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlarda gaybı korurlar...” buyurulmuştur (Nisa: 4/34) Ayet-i kerimedeki “gayb”, hanımından uzakta bulunan erkeğin namusu, malı ve her türlü hakları anlamındadır.
Peygamber Efendimiz ; “Kadın kocasının evinin ve çocuklarının koruyucusudur.(Buhârî, Ahkâm 1, VIII, 104; Tirmizî, Cihâd 27, IV, 208; Ebû Dâvud, İmâret 1, III, 232.)

3) Kadın kocasının evinin muhafızı durumundadır. Gözünü mahremi olmayanlardan ve haramdan korur, elini, dilini kötü söz ve kötü işlerden korur. Kocasının akrabasına da iyi muamelede bulunur. Yüce Allah; “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar....” buyurmaktadır.  (Nur, 24/31) Şu hadis-i şerif de aynı konuyu vurgulamaktadır:  " Hz. Peygamber’e (s.a.v) “Hangi kadın daha hayırlıdır?” diye soruldu; o da:", Kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindiren, emrettiği vakit itaat eden, yanında bulunmadığı vakit malını ve iffetini koruyandır.( Nesaî, Nikâh, 14, VI, 68.) cevabını vermiştir.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.