İletişim ve problem çözme…

İletişim ve problem çözme…
„Anlatmak mı istiyoruz yoksa anlamak mı?
Çözmek mi istiyoruz yoksa çözülsün mü?“
Aile ile çalışınca en çok karşılaşılan konudur aile içi problem çözme ve iletişim. Bu iki konunun anlaşılması zor ve karmaşıktır. Genellikle sorunların başlangıcı bireylerin iletişimin temel şartları olan Muhataba Saygı, Doğal Davranış, Empati Kurmayı (Kendimizi karşımızdakinin yerine koyma) yerine getirmemelerinden kaynaklaniyor. Evin dışındaki kişilere saygılı ve anlayışlı davrananlar, en yakını olan eşleri ve çocuklarına karşı bencil ve anlayışsız olabiliyorlar.
Aslında iletişim içinde bulunulduğu zamanlarda zaten bir ilişki içerisinde bulunuluyor demektir. Aynı zamanda ilişki içindeki kişilerle de bir beklenti içine girilir. İşte bu Beklenti, İlişki, İletişim üçgeninden birinde dengesizlik olunca doğal olarak sorunlar ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde aile bireylerinin beklentileri ve ilişkileri maalesef net bir şekilde değil. Aile içindeki bireylerin arasında İhtiyaç ilişkisi var ama Muhtaçlık ilişkisi ortadan kalkmış ve dolayısıyla kimse kimseye tahammül etmek durumunda kalmıyor. Önemli olan Bağlı bir şekilde ilişkinin olması, Bağımlı bir şekilde olursa hastalığa yol açar. Karşıdaki kişi hayatın merkezine koyulursa kulluk bilincinde de çatışmalar yaşanır.

Şunu iyi bilmek gerekir ki mutlu bir Aile beklentileri görmekle olur.
Beklentiler bireye ve yaşadığı sosyal ortama göre değişebilmekle beraber fıtrat olarak beklentileri üçe ayırabiliriz:
1. Duygusal Beklentiler, 2. Düşünsel Beklentiler, 3. Fiziksel Beklentiler

Birde bunun yanısıra farkında olunmayan beklentiler vardır. Aile bireylerinde gördüğümüz ve bilinç altında olmazsa olmaz diye yerleşen beklentiler. Gelinen aile ve ortamdan kaynaklanarak bazı şeylere farklı anlam yükleniyor olunabilir. Buna ilaveten birde çağın hastalığı olan medyada görülen şeylerin beklentisi içinde olmak var. Kişilere uymayacak bu yaşam tarzına özenmek ve bu yaşam tarzının kişinin kendi hayatında da gerçeklemesini beklemek aile içi İlişkileri ve İletişimi yıpratabilir. Mesela izinin nerede geçirileceği hususunda ortaya çıkan aile yanında izin mi yoksa dizilerdeki gibi lüks bir otelde izin mi gibi kriz bile maalesef bardağı taşıran son damla olup boşanmalara sebep olabiliyor. Sorunların çözülemeyecek derecede yoğunlaşması ilişkilere zarar vermektedir;
Böyle zamanlarda birşeyler konuşmak istenildiğinde hemen „Sen Dili“ ile başlayan konuşmaların sonu kavga ve kırgınlık ile bitiyor. Oysaki etkili bir iletişim becerisinin formülü "Ben" dilidir. İşte size çatışmaları önleyen ben dili formülü:
.........yaptığın zaman, ben............hissediyorum. ..........istiyorum
Söylemek istenilenleri güzel bir şekilde söylemek kadar karşıdakini cankulağı ile dinlemek de bir o kadar önemlidir. Karşıdaki kişi dinlenilmiyorsa yanlızca konuşmak için konuşulmuş olunur. İçindekileri muhataba anlatmak isterken acaba muhatap olduğum kişi bana ne demek istiyor diye düşünmek unutulur. Öncelikle ortada bir sorun olduğunun ve bu sorunla ilgili duyguların farkına varılmalı.Anlaşmazlığın sebebinin ne olduğunu bulabilmek için bugünü dünden ayırılmalı ve sadece o andaki olaya, davranışa bakılmalı.İçinde bulunulan durum ve bu durumdaki rolün ne olduğu çok iyi anlaşılmalıdır. Yaşanılabilecek değişim konusunda duyulan kaygıyla başa çıkmak bu noktada büyük önem arzediyor .
Adım adım yol alınmalı, hedefe ulaşmada küçük adımlar belirlenmeli, çünkü değişiklik çoğu zaman birden bire olmayacaktır. Aile içinde bir sorun varsa eşlerle bu konu konuşulmalı, öyle ki akıldan geçirilenler ve duygular dile getirilmelidir. Konuşmamak veya konuyu görmemezlikten gelmek uzun vadeli bir çözum değildir yanlızca birşeyler ertelenmiş olur. Tabi bunu yaparken ipucu vermekten ve dolaylı iletişimden kaçınmaya çalışılmalıdır. Nedense eşler karşısındakinin aklından geçenleri okumasını umarlar. Taraflar açık sözlü olmalı ki anlaşılınabilinsin. Karşıdakinin düşüncelerini merak etmek, yahut tahmin etmek yerine sormak daha verimlidir. Bunu yaparken sınır ihlali yapmamaya özen göstermek gerekir. Konuşurken kişi kendisi hakkında konuşmalı , eşine sadece soru sormalı ve birde konuşurken rica edilmeli, şikayet değil. Çünkü şikayet eden bir eşden zamanla diğer eş uzaklaşabilir. Bazı eşlerin günlerce hatta haftalarca küs kaldıklarına şahit oluyoruz. Konuşmamayı iletişim olarak sürdüren eşler bunun en iyi örneğini oluşturuyor. Çatışma durumları anlayış ve affedicilikle çözümlenemediği takdirde, ilişkide karşılıklı sevgi bağının gelişmesi mümkün olamaz. Yaşanan tüm olaylar, zamanla geride kalır. Onları zihinde yaşatarak sürdürmek ise kişinin tercihidir.
İyi anlaşılmak ve anlamak isteniliyorsa duygular sözcüklere de dökülmeli, sadece davranışlara değil. Şayet sadece davranışa dökülürse anlaşılmama ihtimali çok yüksek olur. Eşlerle konuşurken göz teması kesinlikle sürdürülmeli ve vücut dili gözlemlenmelidir. Bir yandan yemek yaparken veya Tv izlerken eşlerin dinlenilmesi veya birseyler söylenilmesi doğru bir yöntem olmayacaktır.
Söze başlamadan önce bu soruların cevaplanması yararlı olacaktır!
1. Ne söylenilecek?
2. Ne zaman söylenilecek?
3. Nerede söylenilecek?
4. Nasıl söylenilecek?
İletişim sürecini: anlatmak, dinlemek, anlamak, donukmak olarak sıralayabiliriz. Bazende bu sıralama dokunmak, anlamak, dinlemek ve anlatmak olarak değişebilir. Burada eşlerin birbirlerini iyi tanımaları çok önemlidir. Çünkü iletişimde anlaşılmazlığa yol açan bir çok unsur var. Alman iletişim uzmanı Friedmann Schulz von Thun’un bu konuyla ilgili Dört Kulak - Dört Ağız Modeli çok açıklayıcıdır.
Bu modele göre, insanlar dört farklı ağızdan konuşuyor ve yine dört farklı kulaktan anlıyor.
1. Bilgi: Konu ne? Mesele ne?
(Ne hakkında konuşuyoruz, hangi konuda bilgi veriyorum?)

2. İlişki: Kendini Bildirme
(Ben kendim hakkında ne söylüyorum?)

3. Kendini Açığa Vurma: Senin hakkında ne düşünüyorum?
(Seni nasıl buluyorum ve ilişkimiz nasıl?)

4. Mesaj: Sesleniş, Cağrı
(Senin ne yapmanı istiyorum?)
Yani Yanlış anlaşılmalar çoğu zaman farklı ağız-kulak kombinasyonundan kaynaklanıyor. İletişim kuran iki kişi aynı ağız-kulak alanında bulunursa, yanlış anlaşılmalar da ortadan kalkar. Bunu bir örnekle açıklamaya calısalım. Kadın “Canım bak, ayakkabılar çok güzel” derken buradaki bilgi (1) ayakkabıların çok güzel olduğudur. Kadın“Canım” kelimesini kullandığı için (2) bu iki kişi arasında ilişki de netleşiyor. Kadın ses tonuna bağlı olarak o ankı duygular ortaya çıkıyor (3).Bu, hayranlık duygusu, yoğun istek vb. olabilir. En önemli kısım ise kadının vermek istediği mesajdır (4). Bunları bana al!
Bu örnekte kadın4’üncü ağzından konuşuyor. Yani erkeğe bir mesaj iletiyor. Ama erkek tamamen 1’inci kulaktan bunu duyduğu için mesajı alamıyor. Dolayısıyla yanlış bir anlaşılma ortaya çıkıyor. Bunun gibi birçok örneği bu modele sığdırabiliriz. İlginçtir ki erkekler genelde bilgi alanında hareket ederken kadınlar genelde mesaj alında iletişim kurar. O yüzden karşımızdakini anlamaya çalışırken “acaba hangi ağızdan konuşuyor” diye düşünmekte fayda var

Meryem Bayrak
Aile Terapisti
Aile Danışmanı
Dipl. Sosyal Pedagog
Dipl. Sosyal Danışman

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.